1 yorum

Hey kadın ! Sen hiç içinden geleni yaptın mı?

Sokaklardayım.. dolanıyorum bir kaç arkadaşımla.. içimden geliyor, öylesine bir yerde oturup insanları izliyorum.. aslında çoğunu tanıyorum.. küçüklüğümün geçtiği bir bar sokağındayım belki de.. belki de şehrin en ücra terk edilmiş herhangi bir yerinde… Önemi yok ! Belki gönderiyorum bir kaç arkadaşımı yanımdan.. belki de onlar hiç olmadılar yanımda zaten !!!

Yıllardır görüşmediğim bir arkadaşımı çağırıyorum yanıma.. tesadüf… Ki; bence tesadüf diye bir şey hiç olmadı, onu biz yarattık, öylesi işimize geldi sadece. Neyse çocukluk arkadaşım da Türkiye’de işte, geliveriyor hemen yanıma. ” Bi’ birada arkadaşıma getir ! ” diyorum kendini sokağın sahibi sanan ukela garsona.. tıpış tıpış getiriyor.

Oradan buradan derken mevzular derinleşiyor… Sonuç hep aynı ! Baskı baskı baskı !…

Biz küçük birer kızçeyken, büyümüşüz, halk arasında kadın diye tarif edilir oluvermişiz, bak sen !

Demek; “Biz kadınlar” diye başlayan cümleler kurdurtur olmuş hayat bize. Gülüyoruz. Bazen can sıkıcı şeyler anlatıyoruz birbirimize hüzünlenir gibi oluyoruz ama sonunda hep “İyi ki de yaptım oh ! ” diyoruz ! Oh !

Mazhar, Fuat, Özkan’dan devşirip, kaç kişiydik o zaman kaç kişi kaldı şimdi İstanbul.. İstanbul.. diye kadehleri tokuşturuyor yuvarlıyoruz… O uzun zamandır Türkiye’de değil.. ben de yakın zamanda gitme ümidindeyim.. dışarıdan bakmaya başlamışız çoktan doğduğumuz yere…

Düşünüyoruz da ; - özlemek istiyor olmak, gitmek için en büyük sebep aslında - İşte; öyle de uzağız aslında içindeyken buralara…

Sokakta yürürken onlarca metre öteden gördüğümüz, henüz o an bizim geldiğimizin farkımızda bile olmayan adamın önünden geçecekken, içimizden “Kesin götüme bakacak ve içinden off be diye geçirecek” diye düşünür olmak bile bu ataerkil toplumdan tiksinmek için yeterli oluyor artık. Aslında biz buraları severdik ! Biz bu ülkenin insanlarına bayılırdık !

Ama bir gün, biz de anlamadık öyle şeyler oldu ki; herkes yavaş yavaş iğrençleşti, belki satıldı belki özünü buldu, ilkel gururunu eteğinin altına aldı ! Oldu işte hala anlamadığımız / anlamak istemediğimiz kötü bir şeyler ! Sonra döndük baktık ki biz buralara yabancılaştırılmışız ! Dikkat ! Yabancı değiliz, yabancılaştırılmışız !

Namusluyum diye geçinen arkadaşlarımızın, bedeniyle ilgili hakları, birebir tanımadıkları bir takım devlet adamlarına verdikleri gün belki de namussuzlaştık. Sessiz kaldığımız gün belki de satıldık ?

Sahi biz o kravat takmadık diye dövüldüğümüz lise tuvaletlerinde, gizlice içerek öğrenmiştik ciğerimize çekmeyi sigarayı değil mi ? Halka açık yerlerde sevişirken eskittik çocukluğumuzu “inadına”…

                                   **********

Çoğu; “Baba ben Ahmet le sevişiyorum..” diyemedi öyle Yeşilçam filmlerindeki gibi babasının karşısına geçip de.. Sonra evlenme ihtimali olan sevgilisine, “Vallahi bugüne kadar sadece bir kişiyle beraber oldum.” ya da “Yemin ederim sadece anal seks yaptım, bakireyim.” deyiverdi. Ya da dur dur, sadece anal seks yaptı ama bunu bile söylemedi sadece “Bakireyim…” dedi ? Saniye bir sürü insan sevişirken, işte öyle de korktu yaptığı şeyden… Bedeninin aldığı zevkten, utanan bir ruhu oluverdi zamanla. Ve önce kendini inkar etti kadın ! Neyse… Korudum, namusluyum derken asıl sattı işte sonunda çoğu kendisini. Aynı kadınlardı şehirli kıyafetlerine aldırış etmeden Anadolu kadınının yanında olanlar…

                                  **********

Bizse; zamanında ezbere öğrenmeyi reddetmiştik okullarda öğretilenleri, sınav kağıtlarına erotik resimler çizerek ya da siyasal yazılar yazarak disiplinlik olmuştuk..Meydanlarda haykırmaya başladığımızda yaşımız henüz on yediydi.. Sonra savrulduk hayatın başka köşelerine.. değişmeyen tek şey belki de hala aynı ritimle atan kalplerimizdi ve buralardan kaçma isteğiydi arkamıza bile bakmadan ! Çünkü; bir kere tak etmişti canımıza bu maskeli balo ! Bu maskeli balo ve onun sahte yüzleri !

                                 **********

Bizim için mutlu olmak kolaydı dostlar !

Otobüste eve doğru giderken; “Keşke yağmur yağsa..” diye içimizden geçirmek ve az sonra otobüsün camına vuran yağmur damlalarını izlemek kadar kolaydı…

Bizim kimseye kendimizi pazarlama derdimiz olmadı hiç.

Kimsenin arkasına sığınarak yaşamadık insanlığımızı, kadınlığımızı…

Canımız istedi açtık iki bacak aramızı, yeri geldi bize uymadı kaldırdıp indirdik suratının ortasına tokadımızı !

Kalbimizdeki yağmur, hüzünden değildi hiç ! Huzurdandı…

Yine öyle bir gün otobüste içimizden “Keşke yağmur yağsa…” dedik.. Yağdı ! Çıkardık ayakkabıları kimseler umrumuzda olmadan… Yağmurla buluşan toprak kokusunu içimize çekerken, yalın ayak dans ettik bu bizi kirletmeye gün ve gün çalışan şehrin sokaklarında ! Biz öyle ya da böyle ! Hep içimizden geleni yaptık !

Peki ya sen kadın? Sen hiç gerçekten içinden geleni yaptın mı?

ZEYCAN ATASOY

Çengelköy / İstanbul

23:08 05 . 06. 2012

  1. zeycanatasoy bunu gönderdi